Bencileyim Webaslanlari Blog
İnternette dolaşan Galatasaray haberlerinin buluştuğu webaslan blogu..
G.SARAY'IN EFSANESİ PREKAZİ'DEN OLAY SÖZLER!. CARLOS SIR

1988-89 sezonunda Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda yarı finale yükselerek Türk futbol tarihine adını yazdıran G.Saray’ın bu başarısında Cevad Prekazi’nin adını özel bir yere koymak gerekir. Mesafe tanımaksızın attığı frikik golleriyle adından söz ettiren Yugoslav futbolcu, 15 Mart 1989’da Köln’de Monaco ile oynanan çeyrek final rövanş maçında 45 metreden attığı frikik golüyle sarı kırmızılılara turu getirmişti.
Futbolu bıraktıktan sonra da o dünyadan kopmayan ve G.Saray’la olan bağlarını koparmayan Prekazi, Formula 1 gösteri maçı için önceki gün İstanbul’a geldi. Atatürk Havalimanı’nda Hürriyet’e konuşan Cevad Prekazi, ses getirecek açıklamalarda bulundu.
"Roberto Carlos bir yıldız ya da futbol ilahı değil. O, benim gözümde sıradan bir Brezilyalı" diyen Prekazi, şöyle devam etti: "Carlos’u gözünüzde bu kadar büyütmeyin. Brezilya’da star çok. Güney Amerika’daki yıldızların yüzde 50’sini tanımazsınız, çoğu da Carlos’tan daha iyidir. Mesela Zico, yani ’Beyaz Pele’nin yanında Roberto Carlos’un lafı bile olmaz, esamesi dahi okunmaz.
Hagi, Lincoln’ün ben Hagi’nin ustasıyım
Carlos ile Zico’yu kıyaslamak yanlış olur. Zico çok daha büyük oyuncuydu. Ronaldo, Carlos’un da, Ronaldinho’nun da babasıdır. Bir Ronaldo gelse, o zaman star derdim. Ama o da Türkiye’ye gelmez. Tabii, ’Zico mu, Ronaldo mu?’ dersen, bana göre tek cevap, F.Bahçe’deki star Zico’dur.
G.Saray’ın yeni 10 numarası Lincoln’ü tanıyorum. Schalke’de onu çok izledim. Ancak, G.Saray’da yapabilecek mi? Büyük futbolcu mu? Bunu oynadığı zaman göreceğiz. Bir kere Hagi ile onu kıyaslamayın. Hagi onun ustasıdır. Hagi’ye bakın; Real Madrid, Barcelona’da oynamış. Ama tabii ben Hagi’den de büyük ustayım. Frikikleri hesap edin görürsünüz. Ben gollerimi sırf frikikten atmıştım.
Hakan benimle oynasa 600 gol atardı
Hakan Şükür, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en profesyonel oyuncusudur. Futbolda yaşın önemi yoktur. Bir bakın, Hakan, G.Saray’a neler veriyor. Gol atmasa ne olacak ki? Adam 90 dakika koşuyor.
Tanju bir gol makinesiydi. Belki bozulur, sinirlenir ama Hakan Şükür golü daha iyi kokluyor. Eğer arkamda Suat-Emre ikilisi, önümde Hakan Şükür olsaydı, Hakan şimdi 200 değil, benimle 600 gol atardı. İkimiz beraber kasırga olurduk. Ancak, Hakan Şükür’ün kafa vuruşları da Tanju’ya yakın değil. Tanju top gelmeden kafayı nereye vuracağını biliyordu. Tanju daha iyi kafa golü atardı.
İliç’in gönderilmesi büyük bir hatadır
G.Saray’da İliç vardı. Adam, Partizan’ın kaptanıydı ve milli takımının da büyük silahıydı. Ama G.Saray yönetimi adamı yolladı. İliç, futbolu çok iyi biliyordu. Ve Gerets onu yanlış yerde oynatıyordu. G.Saray onu göndermekle çok büyük bir hata yaptı.
Hasan Şaş kafasını değiştirirse dünyanın her yerinde ve her takımında oynar. Dünya Kupası’ndan sonra onu herkes istedi. Ama bir anda düştü. Demekki, sorunları var. Onun aynaya bakıp ’Ben nerede yanlış yapıyorum?’ demesi ve kafasını değiştirmesi lazım."
Türkiye’nin işi hiç kolay değil
Æ TÜRK Milli Takımı, Avrupa Şampiyonası finallerine katılmalıdır. Ancak, takımda büyük bir düşüş var. Norveç ve Bosna Hersek, Türkiye’nin tahtına aday. Buradaki Bosna ve Norveç’le deplasmanda oynayacakları maçlar çok zor olacak. Türkiye’yi yendikleri maçta Bosna’nın en iyi adamları yoktu. Türkiye’nin finallere katılması zor gözüküyor. Eskiden Türk futbolcusu, yabancı takımlardan korkarlardı. Şimdi saygı görüyorlar.
Kalli’nin gözüne girmek için köpek gibi koşacaksın
ÆBANA göre G.Saray, Kalli ile riske falan girmedi. Yaş dediğin nedir ki? Kalli disiplinli bir adam. Bence, Necati ve diğer oyuncuların gidişi kulübün politikası. Ama Feldkamp ve Almanlar, futbolcunun köpek gibi koşmasını, mücadele etmesini isterler. Yapmayana da babasının oğlu olsa forma vermezler. Adamlar idmanda bile tekmelik takıyor. Savaşa çıkmış gibi mücadele ediyorlar.
Tugay Kerimoğlu’nu ben keşfettim
ÆTUGAY Kerimoğlu, futbol oynamayı seviyordu. Onu Derwall’e ben önerdim. PAF’ta oynuyordu. Derwall’e gittim ve dedim ki: "Alın hocam size futbolcu. Bu adamı kale dışında her yerde oynat. Bu çocuk her yerde oynar." Şimdi bakın 37 yaşında hala Premier Lig’de oynuyor. Krallar gibi futbol oynuyor. Her şeyi benden öğrendiğini söylüyor. Evet, onu hep ben çalıştırırdım.
Şampiyonluğa aday üç takım var!
ÆTÜRKİYE’de G.Saray, F.Bahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor dışında bir şampiyon çıkması çok zor. Trabzonspor’u uzun yıllardır zirvede göremiyorum. Yani şampiyonluğa aday 3 takım var. En çok G.Saray’ı takip ediyorum. Her zaman G.Saray’ın iyiliği için her şeyi yapmaya hazırım. Türkiye’de en çok dolu statları özledim. Ama artık Ali Sami Yen’de o manzarayı göremiyorum. Nedeni herhalde biletlerin pahalı olmasıdır. Benim zamanımda Sami Yen’de hep kale arkası dolardı.
Burada herkes antrenör oluyor
ÆESKİ takım arkadaşım Bülent’in antrenörlüğünü bilemem. Ama bugün futbolu bilen bilmeyen herkes antrenör oluyor. Türkiye’deki hiçbir antrenörü tanımıyorum. Bu, her yerde aynı. İyi kaleci ve iyi bir defans olmazsa, olmaz. Orkun ve Aykut’u da göreceğiz.
CEVAD PREKAZİ KİMDİR?
18 Ağustos 1957’de doğan Arnavut kökenli Sırp futbolcu Cevad Prekazi, 1985-86 sezonunda G.Saray’da forma giymeye başladı. Özellikle serbest vuruşlardaki ustalığı ve asistleriyle ünlüdür. Tanju ve Mirsad ikilisine yaptığı asistlerle sayısız golü hazırladı. G.Saray’da 1987 ve 1988 yıllarında lig şampiyonluğu yaşadı, 1991’de G.Saray’a veda etti.
August 25, 2007 | Kategori: Galatasaray Tarihce | Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
<<Önceki Sayfa |1/2|
Cevad Prekazi ...
Cevad Prekazi (Arnavutça: Xhevad Prekazi, Sırpça: Dževad Prekazi) (d. 18 Ağustos 1957) Arnavut futbolcu 1985-86 sezonunda Galatasaray'da forma giymeye başladı. Özellikle serbest vuruşlardaki ustalığı ve assistleriyle ünlüdür. 15 Mart 1989 tarihinde Köln'deki Monako - Galatasaray maçının 61. dakikasında 37 metre mesafeden attığı sıradışı gol ile izleyenlerin beğenisini kazanmıştır. Tanju ve Mirsad ikilisine yaptığı asistlerle sayısız golü hazırladı. Galatasaray'da 1987 ve 1988 yıllarında lig şampiyonluğu yaşadı.
Cevat'ı GS taraftarlarınca en önemli futbolculardan biri kılan asıl olay ise Avrupa Kupalarında oynadığı maçlardan ziyade 1986-1987 sezonunun son maçında GS-Eskişehir maçında ilk yarıda Zalad'a attığı goldür. Bu maç eğer berabere sonuçlanacak olsaydı, GS, tıpkı 14 sezon olduğu gibi şampiyonluğu rakiplerine kaptırmış olacaktı. Mahşeri kalabalığın ne olduğunu tarif etmek istediğinizde ve bunu anlattığınız kişilerin anlamadığı anda, eğer o kişi GS- Eskişehir maçının oynandığı Haziran 1987'nin o gününde Mecidiyeköy'de bulunma gafletinde bulunduysa o tabiri çok iyi anlayacaktır. İşte Prekazi o gün, milyonlarca GS'linin televizyon başında kalplerinin kontrol edilemez bir şekilde çarptığı, binlerce GS'lin de Mecideyeköy'de stada girme için olağandışı mücadele ettiği günün sonundaki maçta, Eskişehirspor'un asfalt taraftaki koruduğu kaleye (Yeni açık) attığı frikik golüyle milyonlarca GS'linin havaya sıçramasına ve o günün o kişilerin o ana kadar yaşadığı en güzel günlerden biri olmasına sebep olmuş bir adamdır.
1988/89 sezonunda Şampiyon Kulüpler Kupası'nda yarı finale kadar çıkan Galatasaray'ın en önemli oyuncularındandı. Özellikle Köln' de Monako' ya 40 metreden attığı gol bugün bile sporseverler tarafından hayranlıkla hatırlanmaktadır. Cevad Prekazi 1991 yılında Galatasaray'a veda etti. Bir süre Altay ve Bakırköyspor'da top oynadıktan sonra ülkesine geri döndü.
KAYNAK: WİKİPEDİA
August 9, 2007 | Kategori: Galatasaray Tarihce | Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
<<Önceki Sayfa |1/2|
Galatasaray ve Atatürk...
Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk'ü "bir takım taraftarı" yapmak çabaları, tarihin gerçekleri karşısında her zaman hüsrana uğruyor.Ulusların yaşamında çok az sayıda kişi önder niteliğini kazanmış ve tüm ulusa mal olmuştur. Bu nitelikteki kişilerin kayıtlı belgeler olmadan sözel tanıklıklara dayanarak birtakım alanlarda tüm ulusun aidiyetinden koparılıp bazı camialara mal edilmesi yanlış bir tutumdur. Bu kişiler tarihsel özellikleriyle, kişiler, topluluklar, gruplar ve camialar üstüdür. Bunun tersini savunmak kişi ve camialara bir öncelik kazandırmayacağı gibi, toplumsal boyutta da onarılmaz yaralar açar. Bunun bilincinde olan gerçek önderler de, toplumun tümünü kucaklamayan ve kurucusu olmadıkları ya da arasında yer almadıkları oluşumlara katılma konusunda büyük hassasiyet gösterirler. Mustafa Kemal Atatürk bu özeni göstermemiz gereken kişilerin başında gelir.
Atatürk'ün Galatasaray camiasıyla olan ilişkisi, Galatasaray Lisesi'ni 2 Aralık 1930, 28 Ocak 1932 ve 1 Temmuz 1933 tarihlerindeki ziyaretleriyle somutlaşmıştır. Çok yakın bir tarihte yitirdiğimiz ve bugün örneğine pek rastlanmayan "dinozor" gazeteci Metin Toker' in sözleriyle
"Hiçbir lise Atatürk'ten böyle bir ilgi görmemiştir...Galatasaray, sadece 'Türkiye'nin' Batı' ya açılan penceresi' değil, Atatürk devrimlerinin en önemlilerinden, belki de en önemlisi laisizmin kilometre taşlarından biri olmuştur.
Nasıl Harp Akademisi, Harbiye ve Mülkiye sıradan eğitim müesseseleri sayılmazsa Galatasaray da sıradan bir lise sayılamaz."
EVRENSEL BİR SEVGİ
Galatasaray camiasının Atatürk'e karşı duyduğu sevginin evrenselliği 956 okul numaralı Celalettin Som' un satırlarında çarpıcı bir biçimde dile gelir:
"Galatasaray Lisesi 7. sınıftaydım. Sınıf, müdür merdiveni karşısında, ön avluya bakan, müdür odasından sonraki ilk sınıftı. Beyoğlu Caddesi'nin bütün gürültüsü duyulurdu. İlk dersimiz Fransızcaydı. Hocamız Monsieur M. Journé anlatıyordu...Birden bütün sesler sustu...Koyu sessizlikte mektebin önünde virajı alan tramvayın acı çığlık sesine benzeyen demir tekerleklerin raylara sürtünmesinden çıkan ses kulaklarımızda çınladı...M. Journé ders anlatmayı kesmiş, başını elleri arasına almış ağlıyordu!..Tarih 10 Kasım 1938 saat 9'u 5 geçiyordu...ATATÜRK vefat etmişti." İşte o günlerde evrensel ve toplumlar üstü bir devlet adamına karşı duyulan evrensel sevgi budur.
GALATASARAY LİSESİ'Nİ İLK ZİYARET
1930 yılında dünyanın ve Türkiye'nin, siyasal ve toplumsal konjonktürü oldukça hareketlidir. Atatürk 18 Kasım'da bir yurt gezisine çıkar ve İstanbul'a döndükten sonra bazı okulları ziyaret ve teftiş eder. Devletin resmi yayın organı Ayın Tarihi mecmuası bu olayı şöyle anlatır (cilt 23-24, sayı 79-81, sayfa 6630-6631):
"3.12.1930; Reisicumhur Gazi Hz. saat ikide otomobille saraydan hareket ederek sıra ile Harp Akademisi, Mülkiye ve Harbiye Mekteplerini...buradan Galatasaray Lisesi'ni teşrif ettiler.(...) Galatasaray Lisesi'nde kütüphanenin hatıra defterini imzaladılar. Daha sonra müdür odasında bir müddet oturarak mektebin vaziyeti umumiyesi ve talebenin durumu hakkında konuştular. İmla, resim ve lisan derslerinde bulundular, mektep müdüründen uzun uzadıya izahat aldılar..."
Şimdi devlet arşivlerinden edinilen bu kuru ve nesnel bilgilerin yanına çağdaş yazınımızın öykücülüğünün ve tiyatro yazarlığının bir klasiği olan, benzersiz kurgu işçiliğinin yanı sıra edebiyatımıza 'humour' denilen ince alayı ve gözlem gücünü de kazandıran ve bir Galatasaraylı olan ustanın kalemine, Haldun Taner'in gözlemlerine başvuralım ve bu ziyareti bir kez de onun anlatısından dinleyelim:
ŞARKLILARIN EFSANEYE DÜŞKÜNLÜĞÜ
"Ya sekizde ya dokuzda idik. Demek ki otuz, otuz bire rastlıyor. Mektepte bir telaş, bir kıyamet. Taş tablolar boyanıyor, yıkık yerler sıvanıyor. Meğer Gazi Paşa gelecekmiş. İdare her sınıfa Afet Hanımın, baskısı henüz bitmemiş Yurt Bilgisi kitabından üçer nüsha dağıttı. Talebeler kımlanıyor: 'Ah bir bizim sınıfa girse.' Hocalar başka gûna: 'Allah vere bizimkine girmese.' (...) Atatürk'e bakıyorum, resimlerinde sık sık gördüğümüz pozlarından birinde: Sol elinin iki parmağını üst yelek cebine takmış, başı hafif öne eğik, çatık kaşları ve o meşhur bakışıyla gözünün üstünden müdüre bakarak anlattıklarını dinliyor. Biz Şarklılar neden ille her şeyi büyütüp efsaneleştiririz. Aklı başında insanlardan duymuştum: 'Bakılamıyor efendim,' diyorlardı. 'İmkânı yok gözlerine bakılamıyor. Çenesine kadar hadi neyse ne ama, başınızı daha yukarı kaldırdınız mı, gözleriniz iki kuvvetli projektörle karşılaşmış gibi kamaşıyor, çarpılıp sersemliyor, bir şeyler oluyorsunuz.' Ben bunu duydum ya, şimdi korkudan başımı kaldırıp da yüzüne bakamıyorum. Bütün görebildiğim: Saatinin kösteği, yeleği, sol elinin yelek cebine dalmış iki parmağı, kolalı devrik yakası, hadi bilemediniz biraz da çenesinin ucu...Hepsi bu kadar. Ama çocukluk işte, şeytan dürttü. Ya herrü ya merrü deyip birden daha yukarı bakıverdim. A, ne kamaşma ne çarpılma, işte pekala bakılabiliyordu. Hatta müdür de bakabiliyordu. Hoca da bakabiliyordu
BU GÖZLERDEN HİÇ BİR ŞEY KAÇMAZ
Gerçi projektör, şimşek filan edebiyat ama, şunu söylemeli ki, bu bakış pek öyle herkesin bakışına da benzemiyordu. Bu gözler bir yere bakıyor ama baktığı şeyden çok daha gerileri çok daha derinleri görüyor gibi idiler. O gün, orada, onun karşısında çocuk kafamın koyduğu ilk teşhis şu oldu: Bu gözlerden hiçbir şey kaçmaz arkadaşlar. Bu adam kandırılamaz, aldatılamaz. Bu adam mugalataya, laf cambazlığına pabuç bırakmaz. Bu adam, bilmek için öğrenmiş olmaya ihtiyacı olmayan, bildiğini bilen, bilmediğini de şıp diye sezen bambaşka bir insandır(...) Atatürk mektepten ayrılmak üzere iken paydos trampeti çaldığından hepimiz bahçeye boşandık. Rahmetli, maiyetindeki mutat zevata bir şeyler söyledikten sonra talebe kalabalığının ortasına dalıverdi. O, tek başına, ortamızda, maiyetindeki zevat ise geride, çok geride, mektebin iki kanadı da açılmış cümle kapısına doğru yürümeğe başladık. Atatürk, yüzünü daha iyi görebilmek için yengeç gibi yampiri yampiri hatta gerisin geri yürüyen bir sürü çocuğun arasında, iki eli ceketinin iki yan cebinde, gururlu ve gülümser ilerliyordu. Büyük kapının önüne binlerce meraklı birikmişti. El ele vermiş polisler kaldırımlardan taşan halk kitlesini zor zaptediyorlardı. Karşı apartmanların her bir penceresinde ben diyeyim, on, siz deyin yirmi baş. Atatürk görününce bir alkış koptu. Aklımıza gelmiş gibi biz de onlara uyduk. Atatürk bu alkışlar arasında otomobiline bindi (...) Akşam, etütte yoklama yapılınca, o kargaşalıkta iki açıkgöz arkadaşımızın neharilere karışıp mektepten kaçtıkları anlaşıldı. Geçmiş zaman, kendilerine idarece bir ceza verildi mi idi, pek hatırlamıyorum. Galiba, bu tarihi günün yüzüsuyu hürmetine, Beyoğlu'nda sürtüp durdukları yanlarına kâr kaldı idi. E, artık o kadar da olmasın mı?"
İKİNCİ ZİYARET
Mustafa Kemal, 28 Ocak 1932 Perşembe günü Beyoğlu'nda otomobille çıktığı bir gezinti sırasında saat 16'da Galatasaray Lisesi'ni ikinci kez ziyaret ederek onurlandırmıştır. Lisedeki tarihi Tevfik Fikret salonunda verilen bir müsamereyi izlemiş ve oyunda rol alan öğrencilere övgüler yöneltmiştir. Niyazi Ahmet Banoğlu'nun "Atatürk'ün İstanbul'daki Hayatı" adlı yapıtında bu ziyaret hakkında bilgi verilmektedir.
ÜÇÜNCÜ ZİYARET
Atatürk'ün Galatasaray Lisesi'ne üçüncü gelişinin tarihi 1 Temmuz 1933'tür. Gazi bu gelişinde öğrencilerin Tarih-Coğrafya-Yurt Bilgisi grubundan geçirdikleri orta mektep bakalorya sınavlarına bizzat katılmış ve çeşitli sorular sormuştur. Maiyetiyle (Riyaseticümhur Katibi Hikmet (Bayur), Başyaver Celal, Yaver Şükrü ve Cevdet Beyler ve Muallim Afet Hanım) Lise' ye gelen Atatürk talebenin alkışları arasında Müdürlük odasına çıkmış, burada müdür Tevfik Bey ve öğretmenlerle okul hakkında görüştükten sonra doğruca imtahan odasına girmiştir.
İlhan E. Postacıoğlu'nun anılarından Gazi'nin imtahan odasına girdiğinde sınavdaki öğrencinin Bandırmalı Ahmet olduğunu öğreniyoruz. Ardından Serbest Fırka'nın kurucusu Fethi Okyar'ın oğlu Osman (Okyar) sınav odasına alınır. Sınavdan çıkan Osman Okyar'a Atatürk tarafından babasına selam söylendiği öğrenciler arasında hızla yayılır ve büyük bir memnuniyet uyandırır. Atatürk'ün Galatasaray Lisesi öğrencilerine yönelttiği bazı sorular şunlardır: Atilla'nın Romalılar'la ilk harbi; Sevr muahedesiyle, Lozan muahedesi arasında ne gibi farklar vardır?; Eti medeniyeti; Devletçiliğin ve fertçiliğin mukayesesi; Şimendifer siyasetimiz; Malazgirt Meydan Muharebesi; Din ve laiklik üzerine sorular; İspanya yarımadası; Mudanya Mütarekesi; Bizanslılarla Türklerin ilk temasları; Referandum ve halk oylaması vb. Sınavlar gecenin ilerleyen saatlerine kadar sürmüş ve Atatürk Galatasaray Lisesi'nden memnun kalarak ayrılmıştır. Dönemin okul müdürü olan Tevfik Ararat o günün izlenimlerini şu sözlerle anlatır:
"1 Temmuz 1933, Galatasaray Lisesi'nin yaşadığı en büyük gündür; o gün Gazi Hazretleri, müessemizde beş saat bir çeyrek saat kalmışlar, ve birinci devre Tarih-Coğrafya-Yurtbilgisi mezuniyet imtahanlarına giren talebemizden dokuzunu imtahan etmek lütfunda bulunmuşlardır. Galatasaray Lisesi, bundan sonra, o unutulmaz günü her sene anmak ve tekrar yaşamak için aynı devrenin aynı imtihanlarını daima aynı güne koyacaktır."
Haziran 16, 2007 | Kategori: Galatasaray Tarihce | Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
<<Önceki Sayfa |1/2|
Volkan Arslan ortada kaldı...
Galatasaray'a ilk transfer olduğu yıllarda oynadığı futbolla dikkat çeken ve Türkiye A Milli Futbol Takımı'na kadar yükselmeyi başaran Volkan Arslan, son dönemde ise düşüşe geçti. Almanya doğumlu Volkan, Türkiye'de ilk olarak Adanaspor'un formasını giymişti. Adanaspor'da oynadığı 2 sezonda 55 maç oynayan ve 10 gol atmayı başaran Volkan Arslan, Kocaelispor'a transfer olmuştu.
Başarılı futboluna Kocaelispor'da devam eden Volkan, 2002-2003 sezonunun devre arasında Galatasaray'a transfer olmuştu. Sarı-kırmızılı formayla o sezon 2 gol atan Volkan, Ali Sami Yen Stadı'nda Galatasaray'ın Fenerbahçe'yi 2-0 yendiği karşılaşmada oynadığı futbolla taraftarların sevgilisi olmuştu. Volkan, oynadığı futbolun karşılığında A Milli Takım'a kadar yükselmeyi başarmıştı. Toplam 10 kez A Milli formayı giyen Volkan, 2003 yılında düzenlenen FIFA Konfederasyon Kupası'nda 3. olan Türkiye A Milli Takımı'nda sürekli olarak forma giymişti. Daha sonda düşüşe geçmeye başlayan Volkan Arslan, daha sonraki 3 sezonda Galatasaray formasını 35 kez giydi ve 4 gol attı.
Geçtiğimiz sezon başında teknik direktör
Eric Gerets tarafından kadroda istenmeyen Volkan, Ankaraspor'a transfer
olmuştu. Ankaraspor'da 24 maç oynayan ve 1 gol atan Volkan, dönem dönem
iyi futbol oynamasına rağmen teknik direktör Aykut Kocaman'ın gözüne
girmeyi başaramadı ve Mavi-beyazlı kulüp tarafından yolların
ayrılmasına karar verildi. Ankaraspor'dan ayrılan ve bir dönem oynadığı
futbolla taraftarların sevgilisi olan Volkan, 29 yaşında olmasına
rağmen kendisine bir kulüp bulamadı. Ankaraspor'un
gözden çıkardığı
tecrübeli orta saha oyuncusunun sezonun başlamasına kısa bir süre kala
hangi takıma transfer olacağı merak konusu oldu.
| 15.07.2007 |
Kaynak : İHA |
Haziran 15, 2007 | Kategori: Galatasaray Tarihce | Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
<<Önceki Sayfa |1/2|
Galatasaray Slayt Gösterisi...
Bir Galatasaraylı dostumuzun hazırladığı slayt gösterili br video..Umarım beğenirsiniz ben gercekten cok beğendim..Arka plandada Gs Albümünden bir parça var çok eğlenceli..Tarihi skorlar burada..Bizden ayrılmayın..
Haziran 5, 2007 | Kategori: Galatasaray Tarihce | Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
<<Önceki Sayfa
|1/2|
RSS - FEED
Köşe'nin incileri
|
|
| Arda'ya Paris Hilton Yakışır!.. |
|
|
| Alt Yapı Cenneti!... |
|
|
| Carlos mu?Lincoln mü?... |
|
|
| Tribun Teroru Start!.. |
|
|
| Bülent Korkmaz'ın teknik direktör olması iyi oldu mu? |
|
|
| Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı'nı hâlâ duymayan var mı? |
Son Yazilar
- FC Tobol : 1 - Galatasaray SK : 1 UEFA Avrupa Ligi’ne 2. Ö
- Bir sevdadır bizimkisi; Galatasaray'a duyulan sevda .. (vide
- Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı'nı hâlâ duy
- Bülent Korkmaz'ın teknik direktör olması iyi oldu mu?
- Minik Cimbomludan Galatasaray Marşı (video)
Son Yorumlar
- yasamin icinde günesin ortasinda olmak icin ileriye cikin!
gs
trakyalı
şiki şiki baba
aferim sana
linkoln
gs yi asla tutmam
çok güzel bir site
çok güzel bir site
yalN
Anket
Etiketler
Lucescu Messi Feldkam Sasa İlic
uefa Henry Tuncay Boro Canaydın Borc GS
Gerets Youtube Video indir Obi Cup
Roberto Carlos Transfer Ataturk









